4 Ekim 2009 Pazar

ABDULKADİR-İ GEYLANİ (KSA) HAZRETLERİ'NİN HAYATI

ŞEYH SEYYİD, ŞERİF ABDÜLKADİR GEYLANİ (KSA) HZ.LERİ'NİN BABA TARAFI SOY ŞECERESİ

01. Hz İmam-ı Ali [Necef]

02. Oğlu Seyyıd İmam-ı Hasan [Medine]

03. Oğlu Şerif Hasan-ül Müsenna (Şeyh Hasan Şazili ceddi)

04. Oğlu Şerif Abdullah Muhid

05. Oğlu Şerıf Musa El Cevni

06. Oğlu Şerif Abdullah Sani

07. Oğlu Musa Sani

08. Oğlu Şerif Davud

09. Oğlu Şerif Muhammed

10. Oğlu Şerif Yahya

11. Oğlu Şerif Ebu Salih Cengi

12. Oğlu Şerif Abdülkadir-i Geylani [Bağdat] (Kadriyye Tarikatı Piri)



ŞEYH SEYYİD, ŞERİF ABDÜLKADİR-İ GEYLANİ (KSA) HZ.LERİ'NİN ANNE TARAFI SOY ŞECERESİ

01. Hz İmam-ı Ali [Necef]

02. Oğlu Seyyid İmam-ı Hüseyin [Kerbela]

03. Oğlu Seyyid İmam-ı Zeynelabidin [Medine]

04. Oğlu Seyyid İmam-ı Muhammed Bakır [Medıne]

05. Oğlu Seyyid İmam-ı Cafer-i Sadık [Medine]

06. Oğlu Seyyid İmam-ı Musa-i Kazım [Bağdat]

07. Oğlu Seyyid İmam-ı Ali Rıza [Meşhed]

08. Oğlu Şeyh Seyyıd Ca’fer-i Sani

09. Oğlu Şeyh Seyyid Musa

10. Oğlu Şeyh Seyyid Kemaleddin

11. Oğlu Şeyh Seyyid Abdullah

12. Oğlu Şeyh Seyyid Mahmud

13. Oğlu Şeyh Seyyıd Cemaleddin

14. Oğlu Şeyh Şeyyid Abdullah

15. Kızı Seyyide Fatıma

16. Oğlu Şeyh Seyyid Abdülkadir-i Geylani [Bağdat] (Kadriyye Tarikatı Piri)

(Allah hepsinden razı ve memnun olsun.. Cümlesinin ruhuna FATİHA...)



Seyyid Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri kerametler sarayının eşsiz sultanı Zahir ve Batın ilimlerinin dipsiz denizi, gönlü eşsiz incilerle dolu hak kahramanı, iç gözlerine İlahi Nurun sürmesi çekilen Gavsu's Samedani, büyük İslam Alimlerinden ve evliyanın en meşhurlarından. Asıl adı "Muhyiddin". Künyesi: "Ebu Muhammed"dir. "Gavsul Azam", "Kutb-i Rabbani", "Sultan-ül Evliya", "Kutb-i A'zam", "Baz-ül Eşheb" gibi lakabları vardır. Neseb yönünden de sonsuzluk nebisine ulaşan nur neslinden doğumu ve doğduğu mübarek yer Hazer denizinin güneyinde, İran'ın Geylan kasabasının (Nif isimli köyünde) Hicreti Nebeviyye'nin 470. (M. 1077) senesinde, dünya bahçesine teşrif ettiler.

"İnne Biiznil-lahi Sultan-ür-rical. Cae fi Aşkin, teveffa fi kemalin." "Şüphesiz ki, insanların sultanı "aşk" ile geldi. "Kemal" ile vefat etti" manasına gelen beyitte: "Aşk" kelimesi ile Ebced hesabına göre (470) doğum tarihi ve "Kemal" kelimesi İle de 91 sene olan ömrüne işaret edilmiştir. Doğumlarından önce nice harikulade haller meydana geldi. Nasıl mı? Şöyle...

Hicri 470.nci yılı Ramazan ayının birinci gecesiydi. Babası Seyyid Ebu Salih yatağına uzanmış yatıyordu. Bir müddet sonra rüya aleminin kapısı kendine açıldı. Önüne tarifi imkansız bir yer çıktı. Orada Nebiler Nebisi (S.A.V), Sahabe-i Güzin ve bütün veliler toplanmıştı. Varlığın sebebi olan Cenabı Peygamber (S.A.V) Seyyid Salih'e: "Ya Ebu Salih! Ey benim evladım! Ne saadet sana ki, her şeye gücü yeten, her yerde hükmünü yürüten Yüce Allah (CC.) Hz.leri sana bu gece bir erkek evlad ihsan eyledi. Öyle bir evlad ki, müstesna bir varlık, rütbe ve derecesi bütün velilerin üstündedir. O benim evladımdır ve soyumdandır. O'nun derecesi ve şanı başkalarından çok üstün ve yüksek olacak" buyurarak müjdeledi.

Sabah olur olmaz Seyyid Salih yatağından fırladı. Gönlü gözü sevinç ve sürurla dolmuştu. İşte o gün Seyyid Abdülkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri dünyaya teşrif etmişlerdi. Seyyid Salih her tarafından nurlar ve ışıklar çağlayan bu müstesna bebeği kucağına alıp dakikalarca kokladı ve sevdi. Gerçekten de o aşk ile geldi ve aşk ile ömür sürdü. Ömür nefeslerinin incilerini gökyüzününün aydın güneşi gibi pırıldattı. 91 senelik ömründe hep ilahi aşk ile yandı. Gece gündüz Kabe mumu gibi ışıklar saçtı. Annesi Fatıma binti Ebu Abdullah Seyyidedir. Geylan kasabasının büyük şeyh ve zahidlerinden biriydi.

Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.lerinin babası Hz. İmam-ı Hasan (ra.Hz.)leri'nin oğlu olan Hasen-i Müsenna'nın oğlu Abdullah'ın soyundandır. Bu Abdullah'ın annesi, Hz, İmamı Hüseyin (ra.Hz.)leri'nin kızı Fatımadır. Hem baba tarafından, hem de ana tarafından Peygamberimizin (SAV) Efendimizin soyundan olup, hem Şerif hem Seyyiddir. Annesi ve Babası evliya idiler.

Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri fıkıh ve hadis ilimlerinden müctehid idi. Tasavvufta ise yüksek bir evliya ve mürşidi kamillerin en başta gelenlerindendir. Annesi şöyle anlatmıştır: "Oğlum Abdulkadir doğduğunda, Ramazanı Şerif başlamıştı. Birinci gün, imsak vaktinden güneş batıncaya kadar süt emmedi. Bu hali diğer günlerde de devam etti. Ramazanı Şerif boyunca gündüzleri hiç süt emmedi. Anladım ki, Ramazanı Şerife hürmet ediyor. Oruç tutuyordu." Ondan sonraki Ramazanın başlayıp başlamadığı keşfedilemeyince nur yumağı çocuğa dikkat ettiler. Güzeller güzeli bebek o gün yine süt emmedi. Tahkik edildi, anlaşıldı ki, o gün Ramazanın birinci günüymüş. Diğer Ramazan başlarında da halk hava bulut olduğundan dolayı Ramazanı tesbit edememişlerdi. Çocuğunun bu meziyetlerini bilenler "Ramazanı tesbit edemedik, Abdulkadir bu gün süt emdi mi?" diye sordular. "Ey Allah'ın (CC) Hz.leri'nin kulları. Size müjdeler olsun ki, oğulcuğum bugün süt emmedi"dedi.

Onun çocukluğu hiçbir çocuğun haline benzemiyordu. Dünya bahçesine gelir gelmez Hak yolunda yürümeye başlamıştı. Onun iç gözlerine Hikmet Sürmesi Hak eliyle çekilivermisti. Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri doğmadan önce, Bağdatta bulunan Alim ve Evliya zatlar, onun doğacağını müjdelemişlerdir. Seyyid Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri, önce doğduğu yerde ilim öğrenmeye başladı. Daha küçük yaşta iken Kur'an-ı Kerim'i ezberledi.
VEYSEL KARANİ HAZRETLERİ'NİN HAYATI




Hz. Veysel Karani`nin 555-560 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir.
Doğum yeri Yemen`in Karen Köyü`dür. Soyu Yemen Kabilelerinden
Muradoğulları`ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir`dir. Kendisinin asıl
ismi Üveys Bin Amir-i Karenî`dir. Karen Köyü`nün bir mutlu seherinde dünyaya
gelen küçük Üveys, Muradoğulları`ndan Amir`in mütevazı evini mutlulukla
doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi
bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi
dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür.
Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan Tek Tanrı`ya İnanç hissi de
gelişir. Onu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisini
anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesi idi.
Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp annesine bakabilecek çağa
gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine en uygun işi
seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve
kendi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.
Hz. Veysel Karani deve çobanlığı yapmaya başlayınca ihtiyar ve hasta annesi
olmasa deve otlattığı sakin vadilerden Karen`e inmeyi hiç istememektedir.
Kendi uzletgahında Allah ile başbaşa kalmaktan bir an olsun ayrılmak
istememektedir. Artık Hz. Veysel Karani`nin ufku öyle geniş, aydınlık, gönlü
öyle duyarlıdır ki, her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir.

Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine ulaşır. Bu haber Allah`ın
son Peygamberi Hz. Muhammed`in zuhur ettiği ve insanları Hak Din davet
ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bf haberi duyunca hiç kimsenin irşad ve
teşviki olmadan Müslüman olur, İslam`a ve Hz. Muhammed`e gönülden bağlanır.
Annesine de Kelime-i Tevhid i bizzat kendisi öğretir.
Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü görebilmek
aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü`nü görme arzusunu
birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan
annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel
Karani`nin yaşı kırk ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan
yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz ancak Medine`ye gidip hemen
gelmek, Hz. Peygamber`i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden
dönmek şartıyla kendisine izin verir.

Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani,
izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar,
tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine ye ulaşır. Hz.
Peygamber in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz.
Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi ndedir. Peygamberimizi bulamayınca
çok üzülür. Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A
ye Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran
mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed i
(S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz Diyerek ayrılır
ve tekrar Yemen yolunu tutar.
Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe ye şöyle hitap ettiler:
Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet
nedir?
Ey Allah ın Resulü; Yemen Oymağı ndan Karen Köyü nden Üveys adında bir zat
sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı
âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra
evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.

Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?

Evet ey Allah ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile baktım.

Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun Bir
müddet sonra Mescid-i Nebevi ye geçen Resulullah, Sahabelerine seslendiler;

Müjdeler olsun, Üveys i gören gözü ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü
ziyaret edin.
Ve buyurdular; Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor. Şüphesiz tabii
nin en hayırlısı Üveys tir

Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe ye vasiyet
buyurdular :

Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys e veriniz Yine Resulullah buyurdular
Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar
Kabileleri nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir

Resulullah ı göremeden tekrar Karen e dönen Hz. Veysel Karani yine deve
çobanlığı yapmaya devam eder. Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve O
nunla alay ederlerdi. O yine herkesten uzak kendi uzletgah ında
ibadetleriyle meşgul olur, gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar
taşardı.

Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen Üzeys Hz ni bulur ve
Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel Kanani ye
verirler. Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani ye verilmesinden
sonra ve Peygamberimizin O nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra
Hz. Veysel Karani nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder.

Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani nin yüceliği bu hadiseden sonra
Karen de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı için köyden
ayrılırlar. Kûye’ye giderler.
Hz. Veysel Karani nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da eskisi gibi
yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi uzletgahında Hakk a
niyazla geçmektedir.

Hz. ali nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin
Savaşı nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa
katılması ricasıyla Medine ye davat edilirler. Memnuniyetle bu davete icap
eden Hz. Veysel Karani hemen Medine ye hareket ederler, daha sonra da Hz.
Ali nin yanında Sıffin Savaşı na katılırlar.
Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani de yaralanarak, Hicret in 37.
Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş
meydanında şehit olur.

Sıffin Savaşı nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa
verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar
yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani de vardı. Mübarek naaşı için
üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi, ancak sahipleri
üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini tatmin edip
inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali ye ulaşınca O, olayı islami açıdan
anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani nin köken itibariyle Yemen li olduğunu
ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak, diğer iki kabile bu
teklife razı olmadılar. Hz. Ali kur a çekme teklifinde bulundu ise de buna
da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali Peki, dedi... Veysel Karani ;nin
mübarek naaşını ben korumaya alıyorum... Yarın görüşürüz. dedi ve her üç
kabile başkanları dağıldılar. Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve
sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile
birbirinden habersiz naaşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce
naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam yolunu, biri de Bitlis yolunu
tuttu.

Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz nin kerameti böylece yeni
olayların çıkmasını önler. Rivayetler O nun şahadetini ve kerametini böyle
anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah tır. O nun defni ve mezarıyla
ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği
konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.